| Bismillahirrâhmanirrahiym... |
KURBANIN FAYDALARIKURBAN İBADETİ Kurban Bayramı’na yaklaşmış bulunmaktayız. Yüce Rabbimizin bizleri bu
bayrama ve daha nice bayramlara sağlık ve afiyet içerisinde ulaştırmasını niyaz
ediyoruz. Kurban Bayramı’na birkaç hafta kala genel olarak kurbanla, özellikle de
vekâlet yoluyla kurbanla ilgili bazı dini bilgileri sizlerle paylaşmak
istiyoruz. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de kurbanlarımızın etlerinin ve kanlarının
değil, sadece Allah’a olan bağlılığımızın ve takvamızın O’na ulaşacağını
belirtmektedir. Nitekim Hac Suresi 37. ayetinde “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz, fakat O’na sizin
takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır” buyrulmaktadır. Bu
itibarla Kurban
ibadetinin hikmetini, sadece kurbanı kesmekle değil; etlerinin yakın ve uzak
çevremizdeki, hatta gerektiğinde dünyanın öbür ucundaki ihtiyaç sahiplerine
ulaştırmak ve bu yolla Müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik bağını
güçlendirmekle gerçekleştirmiş oluruz. Bu sayede toplumsal ve
dini kardeşlik duyguları pekişecek, tok açın halinden anlar hale gelecektir. Çocuk okutmak, hasta tedavi ettirmek, hastane ve okul yaptırmak gibi
toplumun yararına olan bütün faaliyetler, kişinin amel defterinin kapanmamasına
vesile olan hayırlardır. Ancak dinimizde her bir ibadet, hayır ve hasenat ayrı
ayrı önem ve anlam taşımaktadır. Bu nedenle, hiçbir ibadet diğerinin yerine
konamaz. İbadetlerin yerine getirilmesi için belirli şartların oluşması
gerekmektedir. Kurban ibadetinin îfâsı için de maddi imkanın yeterli olması, bu
görevin ibadet duygusu ve niyetiyle yapılması şartı bulunmaktadır. Kurban
kesilmesi yerine hayır ve hasenat yapmakla bu ibadetin yerine getirilemeyeceği
bilinmelidir. Bu ibadetin ruhuna uygun bir
şekilde gerçekleştirilebilmesi için hepimize birtakım ödev ve sorumluluklar
düşmektedir. Kurbanlarımızı becerebiliyorsak kendimiz kesmeli ya da ehil
insanlara kestirmeliyiz. Kurban kesiminde kurbanlıklara eziyet edilmemeli, temizlik ve çevre
kurallarına uyulmalı, bunun için hazırlanan gerekli mekânlar ve imkânlar
kullanılmalıdır. Mali bir ibadet olması cihetiyle kesilen kurbanın tümünün
ibadet amacına uygun olarak değerlendirilmesi gerekir. Kesilen kurbanın etinin
veya ticari değer taşıyan herhangi bir organının kazanç sağlamak için
satılamayacağı, kurbanın ücretle kestirilmesi durumunda kurbanın etinin veya
herhangi bir parçasının kesim ücreti olarak verilmesinin de doğru olmadığı
unutulmamalıdır. Günümüzde özellikle şehirlerde yaşayan vatandaşlarımız
kurban kesmek için yeterli mekân ve zaman bulamamaktadır. Bunun için çeşitli
kurum ve kuruluşlarca vekâletle kurban kesim kampanyaları düzenlenmektedir. Ancak
bu konuda yanlış uygulamaların olduğu da görülmektedir. Öncelikle bilinmelidir
ki, vekâletle kurban kesimi bir yardım kampanyası değildir. Kurbanlarını vekâlet
yoluyla kestirmek isteyen vatandaşlarımızın, dini sorumluluktan
kurtulabilmeleri için, kurbanlarının usulüne uygun olarak kesilip kesilmediğini
takip etmeleri gerekmektedir. Çünkü ibadet dışında farklı amaçla kesilen hayvanlar
kurban yerine geçmez. Kurban kesme ile herhangi bir kimseye
veya kuruluşa maddi yardım yapma birbirinden farklı ibadetlerdir. Bunun için de
kurban kesmeyip parasını ihtiyaç sahibine vermek dinen kurban kesme sayılmaz.
‘Kesmemek üzere’ vekâletle kurban parası vermek veya almak da dinen uygun
değildir. Kesilen kurbanın etleri paraya çevrilmeksizin ihtiyaç sahiplerine
dağıtılmalıdır. Çevremizde, ülkemizde ve dünyamızda sayısız ihtiyaç
sahiplerinin bulunması bu konuda daha da hassas olmamızı gerektirmektedir.
Onların hakkını vermek zorundayız. Bu sayılan dini kurallara riayet etmeyen
mükellefin kurban kesme sorumluluğundan kurtulamayacağı bilinmeli ve bu
hususlar hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu düşüncelerle Allah katında kurbanlarımızın makbul olmasını diler ve
kurbanın getirdiği kardeşlik, dayanışma ve kaynaşma ruhu ile tüm dünyanın barış
ve esenlik içinde yaşamasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞ 22:59 - 20/11/2009 - Gelen Yorumlar.. {yok} - Yorum yazabilirsiniz..ZEMZEMIN FAYDALARI
Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulundu? Faydaları ve fazileti nedir? Zemzemin mutlaka ayakta mı içilmesi gerekir? Oturarak içilemez mi?Zemzemin tarihçesi kısaca şöyledir: 22:47 - 20/11/2009 - Gelen Yorumlar.. {yok} - Yorum yazabilirsiniz..edep ve hoşgörüEDEB VE HOŞGÖRÜ İslâm dini, insanlara hoşgörülü olmayı, onların kusurlarını araştırmamayı emreder. Bir imtihan yeri olan bu dünyada iyilerle kötüler bir arada yaşamak durumundadır. Çünkü imtihan bunu gerektirir. Bir mü’min, bütün varlıklara ve özellikle insanlara sevgiyle yaklaşmalıdır. Nitekim Yunus Emre, Yaratılmışları severiz, Yaratandan ötürü, diyerek bu gerçeği dile getirmiştir. Sevgi, kin ve nefretin zıddıdır. Kin ve nefret duygusu taşıyanlar, sevgiden yoksun olan kimselerdir. Bu gibi kimselerden hoşgörü beklenemez. Hoşgörülü olabilmek için insanlar, birbirlerinin kusurlarını araştırmamalı ve affedici olmalıdırlar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bu konuda şöyle buyurmuşlardır: "Herhangi bir kişi, dünyada diğer bir kişinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter ."[1] Öyleyse, bağışlamasını bilmeyen, hoşgörülü olamaz. Yüce Allah, affetmeyi sevmiş ve bizlerin de affedici olmasını istemiştir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: "Onlar, bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever."[2] Resulullah (s.a.v.) da şöyle buyurmuşlardır: "Allah, affeden kulunun şerefini artırır…"[3] Selamlaşmak da, sevginin ve hoşgörünün yayılmasına vesiledir. Selam, barış ve esenlik dilemek anlamındadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mü’minlerden selamlaşmayı yaymalarını, tanıdığı ve tanımadığı her kişiye selam vermelerini istemiştir. Konumuzla ilgili bir hadis-i şerif, şöyledir: "İslam’ın, hangi ameli daha hayırlıdır?" diye sorana, Peygam-berimiz şöyle cevap vermişlerdir: "Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selam vermendir."[4] Çeşitli konulardaki tartışmalarda kırıcı olmamak ve tenkitte aşırı gitmemek de hoşgörünün bir gereğidir. Kur’an-ı Kerim’de: “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et"[5] buyrulmuştur. Dinimiz kötülüğe iyilikle mukabelede bulunmayı emretmiştir. Ra’d suresinde, akıl sahibi mü’minlerin üstün vasıfları sayılırken: “Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır"[6] buyrulmuştur. Hoşgörünün olmadığı yerde taassup vardır. Taassubun da hiç kimseye bir faydası yoktur. Daima sıkıntı getirir. Aynı dünya üzerinde birlikte yaşadığımız insanlarla iyi geçinme durumundayız. Çünkü gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Öyle ise, insan olarak birbirimize karşı anlayışlı olmaya, karşılıklı sevgi ve saygıya muhtacız. Dirlik ve düzen, buna bağlıdır. Sevgi ve saygı olmadan birlik ve beraberlik, birlik ve beraberlik olmadan da, maddi ve manevi kalkınma olamaz. --------------------------------------------------------- [1] Müslim, Birr 72; Riyazü’s-Salihîn, ı/281, No: 238. [2] Âl-i İmran, 3/134 [3] Müslim, Birr, 69; Riyazü’s-Salihîn, I/577 H.No: 558. [4] Riyazü-s Salihin, II/226, H.No: 848. [5] Nahl, 16/125. [6] Râ’d, 13/22. 15:41 - 28/10/2009 - Gelen Yorumlar.. {yok} - Yorum yazabilirsiniz..BATIL İNANÇLARBATIL İNANÇLAR 13:44 - 10/10/2009 - Gelen Yorumlar.. {yok} - Yorum yazabilirsiniz..Peygamberimiz(s.a.v)min bir mucizesiPeygamberimiz (s.a.v.)in, Übeyy bin Halef'i Öldürmesi Bedir Harbinden önceydi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz harp sahasında dolaşırken, "Burası Ebû Cehil'in, burası Utbe'nin, burası Ümeyye'nin, buralar da filânın ve filânın öldürülecekleri yerlerdir. Übeyy bin Halefi de ben kendi elimle öldüreceğim" buyurmuştu.Bedir'de haber verdiği gibi, Ebû Cehil, Utbe ve Ümeyye bin Halef, mücahidler tarafından gösterilen aynı yerlerde öldürülmüşlerdi. Geriye Übeyy bin Halef kalmıştı. Bu adam Kureyşin ileri gelenlerinden biri idi. Peygamberimiz (s.a.v.)e, her karşılaşmasında şöyle derdi: "Ey Muhammed. Bir atım var. Her gün ona on altı ölçek darı yedirip besliyorum. Birgün gelir, onun sırtında seni öldürürüm." Peygamber Efendimizin ise, bu azgın ve şaşkın adama cevabı sadece şu oluyordu: "Belki, İnşallah, ben seni öldürürüm." (Sîre, 3/89) İşte Übeyy bin Halef, Bedir'de mücahidler tarafından canı Cehenneme yollanan kardeşi Ümeyye'nin intikamını almak ve Peygamber Efendimizin vücudunu ortadan kaldırmak üzere yemin ederek, Uhud'a çıkıp gelmişti. Hz. Resûlullahın Şi'b'e doğru çıktığı sıradaydı. Übeyy'in gelmekte olduğu görüldü. Mekke'de günde on altı okka darı ile beslediği atının üzerindeydi. İntikam dolu bakışlarla Peygamberimiz (s.a.v.)e yaklaşıyordu. Bunu fark eden Sahabîler önüne çıkıp, hesabını görmek istediler. Ancak Hz. Resûlullah, "Bırakın, gelsin" diyerek mücahidlerin karşı çıkmasına mâni oldu. Resûl-i Ekreme oldukça yaklaşan bu azgın müşrikin ağzından, "Ey Muhammed, sen kurtulursan, ben kurtulmayayım" lafları dökülüyordu. Bu sözleri duyan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bir anda celâllendi. Elindeki mızrağıyla heybet ve haşyet verici adımlarla hasmının üzerine yürüdü. Übeyy, bir anda şaşkına döndü. Hz. Resûlullahın heybet ve haşyet verici tavrı karşısında duramayıp, geri kaçmaya başladı. Peygamber Efendimiz peşini bırakmıyor ve arkasından, "Nereye kaçıyorsun, ey yalancı" diye sesleniyordu. Bu kaçışla Übeyy kendini kurtaramadı. Peygamber Efendimizin fırlattığı mızrak, miğferle zırhı arasındaki kısma saplandı ve Übeyy sığır böğürmesi gibi böğürerek atından yere yuvarlandı. Müşrikler, yaralı halde onu alıp götürdüler. Yarasından kan akmıyordu. Ağrısına sızısına zor dayanıyordu. Zaman zaman arkadaşlarına, "Vallahi, Muhammed beni öldürdü" diyordu. Arkadaşları bu sözünü ciddiye almıyorlar ve yarasının önemsiz olduğunu ifade ederek teselli etmeye çalışıyorlardı. Ne var ki, Übeyy, kurtulamayacağını anlamıştı. Arkadaşlarına şöyle dedi: "O bana (Mekke'de) 'Seni öldüreceğim' demişti. Vallahi, o benim üzerime tükürse, yine beni öldürür."(Sîre, 3/89) Übeyy bin Halef, birgün bile yaşamadan, "Susadım, susadım!" çığlıkları arasında ölüp gitti. Resûl-i Kibriyânın, Allah'ın izniyle, istikbalden haber vermiş olduğu bir mûcizesi de böylece tahakkuk etmiş oldu. Müslümanların bozulup dağılmaya yüz tuttukları bir sıradaydı. Azılı müşriklerden Abdullah bin Şihab-ı Zührî, Utbe bin Vakkas, Abdullah bin Kamia ve Übeyy bin Halef bir araya gelerek Peygamber Efendimizin hayatına son vermek için sözleşip and içmişlerdi. (Tabakât, 4/125) Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu dört azılı müşrik hakkında, "Allah'ım, onların hiçbirisi senesine ulaşmasın" diye duâ etti. Sa'd bin Ebî Vakkas der ki: "Vallahi, Resûlullahı vuran veya yaralayanlardan hiçbirinin üzerinden bir yıl geçmedi." Bunlardan biri olan İbni Şihab'ı, Mekke yolunda ak benekli, dişi bir yılan ısırıp öldürdü. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yüzünü yaralayan İbni Kamia ise, Uhud'dan Mekke'ye döndükten sonra, davarlarının yanına gitti. Dağın en yüksek tepesinde davarını buldu. Önünü kesip tutmak isteyince, bir koç üzerine yürüyerek onu boynuzlarıyla toslaya toslaya didik didik edip parçaladı. (Sîre, 3/89; Belâzurî, 1/324; Uyunü'l-Eser, 2-13) (Salih Suruç, Peygamberimiz'in (s.a.) Hayatı) 09:48 - 3/10/2009 - Gelen Yorumlar.. {yok} - Yorum yazabilirsiniz..
|
Hakkımda Bu fâni dünyada hepimiz birer yolcuyuz... Ana Sayfa Profilim Arşiv
Arkadaşlarım • fuadyusufoglu • fatma46 • igra • subat75 • Blogcu Yardım • bendamra • cansofi • haspinar • hamiyealkis • BİLGİYELPAZESİ EKİBİ TAKIM ÇALIŞMASI • furkannfm • hazanyagmuru4 • bilgininyeri4 • samet kınır |